Ar-Ge ve inovasyondan elde ettiğimiz birikimi yeterince ticarileştirebilmeliyiz. Ar-Ge ve inovasyonun ürüne dönüştürülebilmesi için uzun yıllara ihtiyacımız var
Bir iş gününüz nasıl geçiyor? Nasıl bir çalışma düzeniniz var?
Sabah işe erken giderim. Tüm gün görüşmeler, toplantılar veya işletme içi geziler ile geçer . Her hafta Gedik Üniversitesi’ne ve Sakarya Hendek’te bulunan GEDİK Döküm’e gitmeye gayret gösteririm. Bunun yanı sıra İSO Meclis toplantılarına, TÜSİAD’ın çeşitli yuvarlak masa toplantılarına ve DEİK de birçok toplantıya katılım gösteririm.
İş dışındaki zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz? Neler yapmayı seviyorsunuz?
Geneline bakıldığında pazartesiden itibaren cumartesi de dahil olmak üzere çalışırım. 23 ve 20 yaşlarında kızlarım var. Halen yurt dışında okuyorlar. Eğer İstanbul’dalar ise iş dışındaki zamanlarımı onlara ayırırım, onun dışında sahilde yürüyüş yaparak, evde dinlenerek ve kitap okuyarak geçirdiğim zamanlar çok zevk alarak geçirdiğim zamanlardır. 2015 senesinde Gedik Sağlık şirketimizi kurduk ve sağlıklı beslenme concepti ile Nişantaşı’nda cafe ve restoran açma aşamasında sona geldik, çok yakın zamanda bu vesileyle Gedik grubu olarak farklı bir sektöre daha giriyoruz. Bu durumda kendime, özellikle hafta sonlarımı meşgul edecek, zevkli , keyifli yeni bir iş daha bulmuş durumdayım.
Holdinglerin yanı sıra eğitim kurumlarıyla da oldukça yoğun ilgileniyorsunuz? Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Zamanınız az yapacak işiniz fazla ise zamanı iyi yönetmeniz gerekiyor. Üniversitemiz henüz çok yeni bir kuruluşumuz, bundan dolayı yakından ilgilenmek ve zaman ayırmak gerekiyor. Ekibimizin deneyimli ve güçlü olması işimi kolaylaştırıyor fakat yine de makro konular için mutlaka zaman bulurum.
Özellikle teknik ve mühendislik ağırlıklı nitelikli gençler yetiştirmeyi hedeflediğiniz Gedik Üniversitesi’nden de sorumlusunuz. İlerleyen dönemlerde gençler için farklı projeleriniz ve yatırımlarınız olacak mı?
Üniversitemizdeki öğrencilerimiz diğer üniversitelerde var olmayan fırsatlara sahipler. Sanayici olmamızın verdiği olanaklar ile üniversitemizde okurken aynı zamanda okudukları alanlarda tecrübe kazanacakları işlerde de çalışabiliyorlar. Özellikle gelecek için önemli olan otomasyon ve robotik konularında serbestçe otomasyon projelerini ekip olarak yapabilmeleri için robotik öğrenci atölyesini kurduk. Burada robotik projeler yaparken, öğrencilerimiz tarafından uzaktan kumandalı (remote operated vehicle, ROV) su altı robotu tasarlandı. Bunun yanı sıra bu robotik atölyemizde öğrencilerimiz 3D – Printer (katmanlı üretim) üzerine güzel projeler yapıyorlar. Bu alanlarda mühendislik öğrencilerimize daha geniş olanaklar sağlayacağız. Özellikle akıllı malzemelerle tasarımlar, biyonik uygulamalar gibi ve savunma sanayisi ile ilgili konularda öğrencilerimizi projelere yönlendireceğiz. Bunlara ek olarak, öğrencilerimizin daha çok endüstriyel üretim süreçlerinin bilgisayarda simülasyon programlama projelerinde görev almalarını sağlayacağız.
Zamanınız az yapacak işiniz fazla ise zamanı iyi yönetmeniz gerekiyor.
Holdingin önemli sanayi yatırımları yaptığı Hendek’te Hanım Ağa olarak anılıyorsunuz. Nedir bu olayın aslı?
Sakarya’nın Hendek ilçesinde ki 2.OSB’de, 272.000 m2’lik büyük arazi üstünde 2 farklı sektörde yatırımlarımız mevcuttur. 2009 senesinde Hendek Belediyesi tarafından düzenlenen Selman Dede Güreşleri’nde en büyük hayırseverliği bizim kuruluşumuz yaptığı için ve o tarihte de Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı olduğum için “Hanım Ağalık” unvanı bana verildi.
Ülke olarak güçlü bir Türkiye markası yaratmak için neler yapılmalı sizce? Bu topraklardan nasıl marka çıkarabiliriz?
Ar-Ge ve inovasyondan elde ettiğimiz birikimi yeterince ticarileştirebilmeliyiz. Ar-Ge ve inovasyonun ürüne dönüştürülebilmesi için uzun yıllara ihtiyacımız var. Ülkemizde teknoparklarda, Ar-Ge merkezlerinde ve üniversitelerde çok önemli araştırma ve geliştirme faaliyetleri olduğunu biliyoruz. Hükümetlerimiz Ar-Ge ve inovasyona çok büyük kaynaklar ayırmaktadır. Ancak ne yazık ki bu Ar-Ge faaliyetlerinin yeteri kadar ticarileştirilemediğini ve kitle üretimine geçemediğimizi görüyoruz. Markalaşmak her ülke için stratejik öneme sahiptir ve ülke değerini arttırır. Ancak markalaşmak hem sabır hem de sistematik uzun vadeli Ar-Ge, inovasyon ve sanayi politikalarını gerektirir. Güçlü bir sanayi olmadan Ar-Ge ve inovasyonun olmayacağı, günümüzde genel kabul görmüş bir gerçektir. Bunun farkına varan ABD, 1970’li yıllardan itibaren uzak doğuya gönderdiği imalat sanayisini ülkesine geri çağırmıştır ve sanayi Rönesans hareketini başlatmıştır. Bu topraklarda marka çıkarmanın yolu sanayiden ve yüksek teknolojiden geçer. Ülkemiz son 15 yılda düşük teknolojili ürün üreten ülkeden orta teknoloji üreten ülkeye dönüşmüştür. Hedefimiz kısa süre içinde orta teknolojiden yüksek teknolojiye geçmek olmalıdır. Bu yolculuğu kısa süre içinde başarabilmeliyiz. Türkiye markası çıkarabilmek için ürünün piyasada istikrarlı bir şekilde var olması ve sürdürülebilir şekilde kaliteli olması şarttır. Daha da önemlisi, markalaşmak yurt dışına açılmayı gerektirir. Küresel piyasalarda var olmaya ihtiyaç gösterir. Arkasından da iyi bir PR ve reklam çalışmaları ile desteklenmeli ve mutlaka kitle üretimine yönlenmelidir.
Türkiye için ekonomik anlamda 2017’yi nasıl bir yıl olarak görüyorsunuz? Olası fırsatlar ve tehditler neler?
2017 yılını çok zor bir yıl olarak görüyorum. Türkiye ekonomisi seçimlerden yorulmuştur. Her seçim duraksamayı getirdiğinden ekonomimiz istediği ivmeyi kazanamamaktadır. Daha şimdiden seçimlerin öne çekilmesinden bahsedilmektedir. Ülkemizin hızla normal gündeme dönmesi ve ekonomiyi odağına alması gerekir. Son 15 yılda dizginlenen enflasyon yeniden başını yukarı kaldırmıştır. Enflasyon çok yüksektir. Enflasyonun yüksek seyretmesi, yatırımcının ihtiyacı olan fonu yüksek maliyet ile elde etmesi anlamına gelmektedir. Bu durum da yatırımların önünde büyük bir engeldir. Türkiye’nin yatırıma ve sanayisini katma değerli ürünlere çevirmesine ihtiyacı vardır. Fırsat olarak, hükümetimizin verdiği çeşitli teşvikleri ve KGF garantisini söyleyebilirim. 2017 yılının 2. çeyrek büyümesi de bu teşviklerin katkısını göstermektedir. Ancak ekonomide kalıcı iyileşmeden bahsedebilmek gerekir. Bunun için de olumlu havanın ekonomideki tüm göstergelere yansıyabilmesi gerekir. Yani büyüme yanında enflasyon, işsizlik, kredi faizlerinde de iyileşmeye ihtiyacımız var. Ülkemizde KGF kefaletine rağmen kredi faizleri hala çok yüksektir. Ülkemiz yüksel reel faiz veren ülkeler arasında yer almaktadır. Sermaye birikimi düşük olan ülkemizde finansmana erişimi kolaylaştırmak ve sermaye birikimini hızlandırmak gerekir. Sonuç olarak 2017 yılını nispeten yüksek büyüme ile kapatacak olan ülkemizde hala sürdürülebilir büyüme için makul para ve maliye politikalarına ve yapısal reformlara ihtiyaç olduğu bir gerçektir.
Sanayi 4.0 dönüşümü gündemde ve hızla yayılıyor. Sizin Gedik Holding olarak bu konudaki faaliyetleriniz neler?
54 senelik geçmişimizde her sene yatırım yaparak büyüdük. Kaynak sektöründe yaklaşık 200 milyon TL’ye varacak bir yatırımı başlatmış bulunmaktayız. Bu yatırımımızı, dijital olarak takip etme bazında kurguladık. Her girdi ve çıktıyı ölçümlemek ve kontrol etmek istiyoruz. Bu sistem de dolayısı ile daha az iş gücü ve verimlilik getirecektir. Bunun yanı sıra otomasyona yönelik robotların devrede olduğu üretim de planlarımız arasındadır.
Türkiye markası çıkarabilmek için ürünün piyasada istikrarlı bir şekilde var olması ve sürdürülebilir şekilde kaliteli olması şarttır.
Siz de iş dünyasındaki başarılı kadın yöneticilerden birisiniz. Gedik Holding olarak kadın istihdamı için yürüttüğünüz çalışmalar var mı?
Anne ve aynı zamanda çalışan bir kadın olma zorluğunu çok iyi bilen birisi olarak, kadınların çalışma hayatında sayılarının artması ve pozisyonlarının yükselmesini her zaman desteklerim. Bunlara karşılık “çalışan annenin hakları” bu sene içinde yeniden düzenlenmiş ve verilen haklar çok aşırı artırılmıştır. Çalışan anne çalıştırmak, sanayi sektöründe zorlaşmıştır. Çalışan anneye çocuğu ilkokula başlayana kadar kısmi çalışma hakkı verilmesinin çalışan kadınları destekleyen bir uygulama olduğunu düşünmüyorum.Size dair birkaç sorumuz olacak…
Üzerinizde mutlaka taşıdığınız şey?
Mutlaka taşıdığım bir obje yoktur.
Dünya’da ve Türkiye’de en beğendiğiniz iş insanı?
Dünyada en beğendiğim Indra K.Nooyi / Pepsi Co’nun Başkanı diyebilirim. Müthiş başarılar ile dolu bir hayatı var .Türkiye’de ise en beğendiğim, eskilerden Vehbi Koç. Sıfırdan kurduğu imparatorluk nefes kesici ve aynı zamanda “memleketim var ise ben varım” söylemi başarılı iş adamlılığı tanımında “derin memleket sevgisinin” de mutlak gerekliliğine iyi bir örnektir. Yaptığımız tüm çalışmalarımızı öncelikle “ülkemize” katkı koymak amaçlı yapıyoruz.Günümüzde en beğendiğim iş adamı ise Hamdi Akın’dır. Doğru zamanda doğru iş kararları vermesi ve gerektiğinde doğru zamanda satması ile beğenirim.
Teknoloji ile aranız nasıl? Son zamanlarda sizi en çok etkileyen teknolojik inovasyon ne?
Teknolojiye merakım vardır. En çok beni etkileyen teknolojik inovasyon ise bir çok alanda dijitalleşme, bitcoin’in yaygın kullanımı.
Son zamanlarda sizi en çok etkileyen yaratıcı fikir girişimi?
1 sayfalık alışveriş web sitelerinden milyon dolarlık cirolar elde edilmesi.
Sizi en çok etkileyen marka hangisi?
En etkileyen marka “Google”, herkesin başvurduğu arama sitesi, markası artık fiil olarak bir çok dilde kullanılır oldu .
Düzenli takip ettiğiniz internet siteleri hangileri?
Yurt içi ve yurt dışı haber kanallarına bakarım.
Cep telefonunuzda en sık kullandığınız uygulamalar hangileri?
WhatsApp kullanıyorum ve Instagram kullanıyorum.
Halil Kaya Gedik Kimdir?