Algı yönetimi kısaca, birilerini veya kitleleri, istenilen düşünceye, davranış biçimine veya kanaate ikna ederek değiştirmek ve dönüştürmektir. Bu süreçte önce düşünce sonra kanaat ve en sonunda da eylemde değişim gerçekleşir. Algı yönetimi sadece siyasette değil hemen hemen her alanda kullanılmakta. Reklamlar, filmler, diziler ve haberler, kitleler üzerinde etki yaratmakta ve düşünce, kanaat, davranış ve yaşam biçiminde değişimleri sağlamakta. Bu değişim ve dönüşüm bireyin ve toplumun faydasına olabileceği gibi çıkar gruplarının, siyasileri veya iktisadi güçlerin lehinde de olabilir.
Algı yönetimi, propaganda ile kardeş kavramlardır diyebiliriz. Zira propaganda, kelime olarak “ekmek, filizlenmek” anlamına gelmekte. Yani bir düşünceyi, bir inanışı, bir kanaati veya bir davranış biçimini, kitlelere adeta bir tohum gibi ekerek ve onu gün be gün sulayıp yeşertmeye benzer. Tohum halindeki bir düşüncenin büyüyüp, yeşerip toplumu yani kitleleri etkilemesi için çeşitli iletişim ve ideolojik aygıtlara ihtiyacı vardır. bu iletişim ve ideolojik aygıtlar en genel anlamda; televizyon, gazete, internet, sosyal medya, eğitim kurumları, dini kurumlar, sivil toplum örgütleri gibi çok geniş alana yayılmakta. Toplumu kendi lehine devşirmek isteyen çok sayıda ideolojik güç vardır. Bu bir siyasi yapı olabilir, uluslararası bir sivil toplum örgütü olabilir, şirketler olabilir vs. Hal böyle iken, her birimiz hayatımız boyunca çok sayıda algı operasyonuna ve propagandaya maruz kalıyoruz. Kiminin belki farkına varıyoruz kimini ise hiç fark etmeden kabul ediyoruz. Çünkü algı yönetimi ve propaganda, kısa vadede değil uzun vadede doz doz etkisini göstermekte.
Althusser’in “Devletin İdeolojik Aygıtları”, Chomsky’nin “Rıza Üretimi”, McCombs’un “Gündem Belirleme”, Laswell’in Hipodermik İğne (Sihirli Mermi), Gramsci’nin “Hegomanya” kuramları, kitlelerin resmi ideoloji ve diğer güçler tarafından nasıl manupule edildiğini, nasıl iknaya rıza gösterdiklerini ve nasıl değişim ve dönüşüm yaşadıklarını açıklar.

Yukarıdaki iletişimsel kuramları, günümüzde pek çok biçimini sahada görmekteyiz. Bu kuramları kullanarak kitlelerin ikna edilmesi normal bir hal almıştır. Bu kuramlardan hareketle CIA’nin eğitim kitabında yer alan “Ayda Petrol Bulundu İkna Stratejisi” tam da incelenmesi gereken bir çalışmadır. Ütopik gibi görünen bu stratejiyi incelediğinizde aslında dünyamızın tamamen bu strateji ile dolduğunu anlarız.
Peki, kitleleri ikna etmek için nasıl bir yol izleniyor?
ISINDIRMA ÇALIŞMALARI
İnsanlara, ayda petrol bulundu derseniz büyük olasılıkla size inanmayacaklar. Çünkü henüz bu konuda bir haber, bir televizyon programı ya da bir gündem yoktur. Ay ve petrol kavramları bugüne kadar hiç yan yana kullanılmadığı için bu başlık onlara yabancı gelecektir. Öncelikle birbirine yabancı bu iki kavramı kitlelere alıştırmak gerekir. Ay ve petrol ikilisi adeta ayrılmaz bir parça haline gelmeli. Petrol denince ay, ay denince petrol akla gelmeli.
ÖN PROPAGANDA DÖNEMİ FİKİR TOHUMUNUN EKİLMESİ
Önce bazı uzmanlara, enerji kaynaklarımızın kısıtlı olduğunu ve yeni kaynaklara ihtiyaç duyduğumuzu anlatan yazılar yazdırılır. Bu yazılarda, korku ve kaygı hakim olmalıdır. Kitleler, enerji kaynaklarının ne derece kısıtlı olduğuna ve yeni enerji kaynakları bulunması gerektiğine inandırılır. Bununla ilgili gündemi meşgul edici haberler, köşe yazıları ve televizyon programları yapılır. Şimdi sakin olmak ve yavaş yavaş kitlelerin dikkatini çekme zamanıdır. Medya burada önemli ve tetikleyici rol oynamakta. Gözden ırak olan gönülden de ırak olur felsefesinden hareketle yoğun bir şekilde, bu içerik gündeme taşınır. Nüfus artışı ve sanayileşme ile birlikte mevcur kaynakların talebi karşılamadığı ve yeni kaynak arayışlarına ihtiyaç duyulduğu artık kamuoyunca benimsenir.
GELİŞME VE SAHTE BİLGİ YAYMA TARAFTAR TOPLAMA DÖNEMİ
Yeni kaynak arayışı ihtiyacının ardından, kitlelere “acaba ayda petrol olabilir mi” ve “aydaki petrol ihtiyacımız olan enerjiyi sağlar mı” gündemi oluşturulur. önce bir ihtiyaç yaratıldıktan sonra bu ihtiyacı giderecek çözüm halka sunulur. Artık top medyadadır. Televizyonlar sabah akşam, ayda petrol var mı, varsa nasıl enerjiye dönüşür, petrol kaynakları ayda yeterli mi gibi konuları içeren tartışma programları sunar. Gazeteler, ayda petrol var mı manşetleri atar. Köşe yazarları ayda petrol var mı sorularını sorar. Artık herkes ayda petrol var mı sorusunu kendisine sormaya başlar.
İTİRAZLARI BERTARAF ETME DÖNEMİ
Bu süreçte özellikle “ayda petrol olamaz” diyen bilim adamları,uzmanlar ve politikacılar sahneye çıkacaktır. Şimdi ikna teknikleri açısından bunların derhal yok edilmesi gerekmekte. Kitlelerin aklını karıştırmaması için bu uzmanlar derhal suçlanmalıdır. Ne kadar suçlanırlarsa o kadar geri planda kalacaklardır. Bu yüzden, ayda petrol olması imkansızdır çünkü ayda fosil yoktur diyen bilim insanları, uzmanlar ya da politikacılar; toplumun ilerlemesini istemeyen, dışa bağımlı kalmasını isteyen, gerici, ilkel, yeniliklere kapalı, ülkenin geleceğini düşünmeyen eski kafalı olarak itham edilir. Sayıca çok olmak ikna tekniklerinde önemli bri avantajdır.Tartışma programlarında, ayda petrol olmayacağını söyleyen bilim insanının karşısına, ayda petrol olduğunu söyleyen 3 4 kişi çıkarılır. Artık söz hakkı çoğunluğundur ve bir avuç olan ve doğruyu söyleyen uzmanlar, linç yeme ve ötekileştirme ve suçlanma kaygısı ile susmaya başla ve kabuğuna çekilir. Artık bu fikre karşı gelen kalmamıştır.
GELİŞME YEŞERME DÖNEMİ
Kamuoyu bu süre içerisinde ayda petrol görüşüne daha fazla alışacaktır. Bu süreçte yine bazı bilim adamlarına aydaki petrolü araştırmaları için geniş mali kaynaklar oluşturulur. Bu bilim adamlarının yaptıkları ayda petrol olduğuna dair ihtiyatlı ve ihtiyatsız açıklamalar basında abartılı şekilde yer almalıdır. Hatta “Ayda Petrolü Sevenler Derneği” diye bir dernek kurulabilir, T-shirt’ler yapılabilir, sevilen bazı markalar ile “ayda petrol var” görüşü bir araya getirilebilir. “Ayda petrol olduğu” görüşünün ders kitaplarına konulması içinde artik baskıların yapılmasına başlanılabilir. Bu arada “ayda petrol olduğu” görüşünü savunanlar basında birbirlerine atıfta bulunarak tezlerinin doğruluğunu kanıtlamaya başlarlar. Yani “ayda petrol var” görüşünü savunan Mehmet ayni görüşü savunan Ahmet’i tezinin doğruluk kaynağı olarak gösterebilir ve ayda bulunan petrolün dünya ekonomisinin yapacağı katkıların hayatı nasıl ucuzlatacağı, üretimin ucuzlamasıyla gelirlerin nasıl artacağı, küresel bir refah döneminin nasıl başlayacağına dair ekonomik araştırmalar artık yayınlanır ve televizyon programlarında tartışmaya açılır.
İKTİDAR DÖNEMİ
Kuracağımız psikolojik baskı ile “ayda petrol olduğu” na inanmayanları dahi bu görüşleri açıklamaktan korkar hale getirmeliyiz. Hatta bir kısmı “Tamam ayda petrol var, ancak arayacak isek de bunu onurumuzla arayalım” demeli, bu noktaya gelmelidirler. Artık zafer bizimdir, çünkü doğru dürüst karşımızda kimse kalmamıştır. Enerji sektöründen emekli olan ve ayda petrol olduğunu savunanların desteğinin alınması önemlidir. Ancak inanmayanların görüşlerinin kamuoyu ile inanmayanlara ayda petrol olduğuna görüşlerini kamuoyu ile paylaşmaları rahatsızlık vericidir. Onların mümkün olduğu kadar az bu görüşlerini dile getirmeleri sağlanmalı. “Yazık işte böyleleri de var. Ne yapalım? Onlarda sonunda gerçeği görecekler” şekilde onlara acıyarak bakılmalı ve bunların ayda petrol bulunmamasından çıkarı olan çevrelere mensup olduğu sürekli ve sürekli tekrarlanmalıdır.
Halkın ayda petrol olup olmadığı konusunda ne düşündüğünü de ilgili olarak kamuoyu araştırmaları yapılmalı, bu araştırmalarda derneklerde “ayda petrol bulunursa iyi olur mu?” sorusu sorulmalı, “evet, olurdu” diyenlerin “ayda petrol bulunduğuna” inandıkları tekrar ve tekrar basında açıklanmalıdır. Üniversitelere verilecek fonlarla üniversite öğrencilerinin bu konuda yazacakları makalelerle ilgili yarışmaları düzenlenmelidir. “Ayda petrol olduğunu” ileri sürenler mali olarak ödüllenmelidir. Onlar, bu görüşlerinde samimi olmasalar dahi, bir süre sonra bu görüşe inanmak ve hatta ayda petrol olduğunun kesin savunucuları olmak zorunda kalacaklardır. Aksi halde vicdanları kendilerini rahatsız eder. Böylece tezimizin en güçlü savunucularının da zaman içerisinde ortaya çıktığını göreceğiz. Aslında halkın çoğunluğu bütün çabamıza rağmen bize inanmayacaktır. Ama kimse bize karşı örgütlü bir direnci temsil edemeyecektir. Aydınların büyük bir kısmı ayda petrol olduğuna inanmayacaktır ama toplum içinde yaptıkları açıklamalarda “ayda petrol bulunursa çok iyi olur” diyeceklerdir.
SONUÇ
Artık kitleler, başarılı ve doğru bir ikna ve propaganda modeli ile var olmayan ve var olma ihtimali bile olmayan bir düşünceye inanmıştır. İnanmanın ötesinde, bu düşünce için mali kaynaklara destek olmuştur.
Yukarıda anlatılanlara hiçbirimize yabancı değiliz. Günümüz iletişim ortamında bu sürece benzer binlerce ikna tekniği ile manupule ediliyoruz. Çocuklar, gençler, yetişkinler gün be gün, resmi ideolojinin ikna stratejilerine maruz kalmakta. Hepimiz bir önceki yıla göre farklı şeyler konuşmaktayız ve farklı şeyler düşünmekteyiz. Acaba bizim gerçek gündemimizi kim oluşturuyor. Bizler mi gerçekten ihtiyaç duyduğumuz ve konuşmamız gereken gündemi yaşıyoruz ya da birilerinin bize dayattığı gündemi mi?