Moderasyona gelince orada söyle bir şey var, çok fazla konu var ve konuların anlamlandırılmaya cevaplandı- rılmaya muhtaç bir sürü sorusu var. Cevapta bilgiden doğar. Orada bilgi birikimini konuşturman gerekiyor. Orada otorite, akademisyen insanla konuşurken ister istemez sen de daha fazla açıyorsun kendini. O onun doğasında olan bir şey. Bilen inebilir derine yoksa vurgun yiyip orada kalabilirsin. Vurgun da yiyebilirsin ya da sorularınla o istiridyeyi açıp içindeki inciye de ulaşabilirsin. Birini açabilmek için çok fazla soru sorabilmelisin. Soru sorabilmek için de bilgi birikimi gerekiyor.
Ece Üner’in kafasında hayalinde bir program var mı, varsa ne yapmak ister?
Ben sosyoloji mezunuyum ve sosyoloji şapkamı önüme koyabileceğim program formatı var kafamda. İnşallah en kısa zamanda ortaya koyarım. Önce şu şiir kitabını Eylül’de bir çıkartayım.
Mayıs’ta çıkacaktı Eylül’de mi çıkıyor?
Çünkü benim tembelliğimden. Haziran sonu gibi hazır ettim ama bu sefer de millet tatile gitti. Ölü bir dönem bir kitabın çıkması için. Olduğu Gibi olacak kitabın ismi.
Haberciler içerisinde Ali Kırca vardı şiir yazan benim bildiğim. Bir de Savaş Ay yazardı galiba.
Savaş Ay’ı bilmiyorum ama Ali Kırca vardı.
Ne kadar önemli habercinin insan ruhunu tanıması ve bunu dillendirebilmesi.
Bir kere şiir dediğin şey edebiyatta kelimelerin en ekonomik kullanımı. Dolayısıyla şiir bir habercinin, hızla mücadele eden birinin en büyük gücü olmalı. Gelecek yüklü bir silahtır şiir. Şöyle bir silah; geleceği içinde taşıyan bir silah. Vermek istediğin mesajı en doğrudan ve en ufku açık şekilde ulaştırabilirsin karşı tarafa.
Ne okuyorsun haber dışında?
O kadar çok var ki hangisini söyleyeyim. Anarşist Ahlak var severek okuyorum, Kafka’nın bir iki okumadığım kitabı vardı onları okuyorum. Aynı anda 5-6 tane kitabı okuyorum. Sait Faik okuyorum. Sabahattin Ali’nin Sırça Köşkünü okuyorum herkes okusun lütfen.
Benim çok sevdiğim bir söz var, “Gerçeklerle hayaller arasında uçurum arttıkça en çok hayallerden vazgeçer- mişiz.” diye. Senin vazgeçtiğin hayallerin var mı?
Hayallerimden hiç vazgeçmedim. Bir şiirle ifade edeyim kendimi: “Yürü hür maviliğin gittiği yere kadar, insan an- cak bu alemde hayal ettiği müddetçe yaşar”. Dolayısıyla hür maviliğin bittiği yere kadar yürüyen ve hayal ettiği müddetçe yaşadığını düşünen bir insanım. Az önce konuştuk ya, bir çok insan yaşamadığı bir hayatta ölüyor. Neden ölüyor? Çünkü hayallerini gerçekleştiremiyor. Ama hayallerimden asla taviz vermem. Çünkü hayal ettiğim müddetçe yaşadığım için.
Haberci olmak da hayalindi zaten çok mücadele verdin.
Çok verdim.
Neden senin gibi haberci bir babanın kızı bu kadar mücadele verdi sence?
Babam haberci değil. O konu yanlış biliniyor. Haber kanalında yönetici. Gazetecilik ve televizyon sektöründe yöneticilik yapmış birisi. İşin parasal kısmıyla ilgilenen birisi. Habercilik ve gazetecilik kısmıyla ilgilenen birisi değil babam. Ama tabi ki evimize giren çıkan insanlar benim için örnekti. Çok fazla gazeteci girmiş çıkmışlığı var evimize. Neyle büyüyorsan o senin idolündür. Bir de bir şeyin reklamını yapmak istiyorsan onu yasakla. Babamda bana haberciliği yasakladı. Bilmeden de olsa bu işin feci reklamını yapmış oldu. Bu piyasaya girme, yapma diyerek bu mesleği seçmemde beni tahrik etti. Dolayısıyla en zorunu yaptım ve mücadele verdim.
Babaannem çok güzel yemek yapardı ve sırrını sorduklarında derdi ki, “yemekle beraber pişeceksin” Haber de öyle, haberle beraber pişeceksin.
Ece Üner markası yıllar sonra gençlerde nasıl anılacak sizce?
Şöyle söyleyeyim umarım, vicdanımla anımsanırım. Vicdanın özellikle altını çiziyorum. Toplumsal tüm olaylara baktığın zaman ortak payda orası, bizi tarih vicdanımız ölçüsünde değerlendirecek diye düşünüyorum. Bütün çiçekleri koparsanız da baharın gelişini engelleyemezsiniz. Bunu hep savundu, hep doğrudan yana olmaya çalıştı diye anımsan- mak isterim. Amaç, gök kubbede hoş bir sada bırakmak. Bunu bırakabildiysem ne mutlu bana.
Yaz bitti sezon başladı nasıl hazırladın kendini, nasıl besledin ruhunu?
Bol bol seyahat ettim. Mesela Akdeniz’de keşfedilmemiş ada bırakmak istemiyorum. En son Sicilya’ya gittim. Anakara’dan kopup kuş bakışı meselelere uzaktan bakmadan çok ciddi kir sahibi olamıyorsun. Hayal gücü her zaman gerçeğin fazlasını bilir. Vurgun da yiyebiliyorsun bazen o kadar derine inmekten. Ama öyle bir tarafımda var. Seyahat etmenin ötesinde çok spor yapıyorum ve okuyorum. Çok insanla konuşuyorum dünyanın farklı yerlerinden. Çok lisan bilmenin avantajını kullanıyorum, çok fazla insanla konuşuyorum. Herkesin evrenine, herkesin dünyasına yolculuk yapmış oluyorsun ve oradan da çok hikayeler ve bilgiler çıkıyor. Çok okuyan mı çok gezen mi bilir, ben böyle iki seçenek arasına sıkıştırılmak istemiyorum yani hem çok gezmek dolaşmak hem çok okumak dolayısıyla da ufkunu açmak.
Reytinge rağmen asla yapmam dediğin şeyler neler? Reyting uğruna insanları horoz dövü- şü gibi kavga ettirmek yapmayacağım şey. Bir işin içine avamlık, basitlik giriyorsa yapmam. Avamlığın içinde kavga etmek, kelimelere aşığım deyip kelimelerin havada anlamsızca uçuş- tuğu cümleler benim tüylerimi diken diken ediyor.
Reyting için yapmak zorunda olduğun şeyler nelerdir?
Reyting için fark yaratmak zorunda- yım. Biricik olmam gerekir. Bir haberi akla gelmeyecek şekilde aktarırım. Akla gelmeyecek kişilerle konuşurum.
Sosyal medya habere ne kattı?
Müthiş bir hız kattı. Haberin güvenilirlik unsurunu ön plana çıkardı. İyi ve kötü anlamda, sosyal medya bir çöplük de olabiliyor, bir hazine de olabiliyor. Sosyal medyada bir süzgeç görevi görmek zorundasın. Haberin bir süzgeç vazifesi olduğunu da hatırlattı. Mizah kattı. Ciddiyet akıl fukaralığıdır derim hep, işin içine mizah girdi mi müthiş keyifli hale geliyor.
İyi bir izleyiciye neler öneriyorsunuz?
Cemil Meriç’in bir sözünü paylaşmıştım Twitter’da, “Türkiye’de solcu, sağcı, ilerici, gerici insanlar yoktur. Türkiye’de namuslu ve namussuz insanlar vardır.” şeklindeydi. O yüzden Türkiye’de insanları ayırmasınlar. Namuslu insanlar olarak ayırsınlar, içlerinde her görüşten insan olabilir, o da bir gökkuşağının renkleri gibi ülkemize zenginlik katar, izleyiciler bunlara hakim olsunlar.
Kendini sonradan izliyor musun?
Evet, ekran seni beş katı büyütüyor. Hani diyorsunuz, normalde çok zayıfmışsın. İşte somurtma da, gülümseme de, hatalar da beş katı artıyor. Ekran çarpan faktör, cehaleti de büyütüyor, samimiyeti de büyütüyor. O yüzden izlemek zorundasın. Amacını aşan bir mimik yapıyorsan onu törpülemen gerekiyor veya eksik kaldığın bir yer varsa ona takviye etmen gerekiyor. Bir insanın kendisini izlemesi, dinlemesi normalde tahammül edilemez bir şey ama bunu yapmak zorundasın, kendini kontrol altında tutmak gerekiyor. Beni en çok eleştiren kişiler eşim ve babam. Çok ağır eleştiriyorlar.
”Dost acıyı tatlı söyleyendir” der Rumi.
Yok, bunlar acıyı acı söyleyenler. Bunlar o lafı daha duymamışlar.
Cümle içinde alıntıyı çok iyi yapıyorsun, bu kadar zenginlik nasıl oluyor?
Nazım’ın bir sözü var , “En güzel çocuk doğrulmadı, en güzel söz söylenmedi.” diye. Mesaj vermede metaforun gücüne inanıyorum..
Tartışma programı devam edecek kaç yıl oldu? Altı yıl oldu.
Şiir kitabı dışında projeler var mı? Yazma konusuna çok eğilmeye düşünüyorum. Bir de insan yetiştirmeyi, çocuğumu yetiştirmek istiyorum. (Eylül 2015, The Brand Age)