İlk olmanın avantajları çok yüksek. Mesela NTV haber kanalı olarak ilk olmanın avantajlarını hep kullanmıştır. İlk olmak marka olmak konusunda avantaj getiriyor. Dolayısıyla yeni kuşak Fatih’tir, Cem’dir, Cüneyt’tir. Ali Kırca, Uğur Dündar, Mehmet Ali Birand ekrandayken 4.büyük kanalda ekrana çıkan kişi ben oldum. Fatih de hatta bana onu söylemişti. “Sen bizim işaret fişeğimizsin, sen yürü biz de arkandan geliriz.” Hakikaten de öyle oldu. Ben hakikaten işaret fişeği gibi oldum. Dolayısıyla ben hem bu arkadaşlarımla aynı dönemde çalıştığım, hem de onlarla aynı anda rekabet etme şansını bulduğum için çok şanslıyım. Türkiye’nin ilk markaları onlar.
Sizden sonraki haberciler biz Cem abiden bunları öğrendik şeklinde ne demelerini istersiniz? ”Bu işi doğru yaptı” desin yeter başka hiçbir sey istemem. Baska bir şeye gerek yok zaten. Nesillerce hatırlanayım gibi bir şeyim yok.
YAZIN DA EKRANDA HABER SUNDUM. BU DÖNEM SEZON KAPATILACAK BİR DÖNEM DEĞİLDİ VE HABERDE SESİM BAZEN LANETİM OLABİLİYOR.
Cem Öğretir nasıl bir imaj çiziyor?
Ses mesela, çok büyük bir avantaj. Bana genelde şunu söylüyorlar. Cem bey çok ciddisiniz ekranda. Ben ekranda çok gülüyorum aslında. Gerçekten güldüğüm zamanlar oluyor ama sesim o kadar ön plandaki insanlar bu ses ne diyor.
Güldüğünüzü görmedim diyeceğim.
Aynen, gerçekten diyeceksiniz bunu. Tabii, işte o yüzden söylüyorum sesim bazen benim lanetim oluyor dediğim bu. Yani beni öyle bir kapatıyor ki insanlar benim kel olduğumu bile hatırlamıyorlar bazen. Yani o kadar ön planda. Dolayısıyla onun içindeki o ton benim bazen görselliğimi siliyor.
Bu sizin için bir avantaj mı?
Bazen avantaj, bazen dezavantaj.
Ayrıca siz çok mimik kullanmayı sevmiyorsunuz.
Evet, yani günlük hayatımda nasılsam şu anda sizinle öyle konuşuyorum. Ekranda nasılsam şu anda da öyle konuşuyorum.
Vazgeçtiğiniz hayalleriniz var mı?
Sanmıyorum çünkü ben hayal kurarım hala hayal kurarım söyle söyleyeyim her gece yattığımda hala hayal kurarım.
Gerçekten mi?
Tabii çünkü ben çok gerçekliğin içinde yaşayan bir adamım. Gün boyu gerçekliğin içinde yaşıyorum ve bu gerçekler bazen gerçekten can acıtıyor. Sonuçta ben de bir insanım ve etkileniyorum bu tür şeylerden. Onları gidermenin tek yolu hayallere sığınmak ve o yüzden hiçbir zaman kaybettiğimi ve kaybedeceğimi sanmıyorum.
Habercinin çevre ile ilişkisi nasıl olmalı?
Mehmet Ali Birand bana Öcalan’ı bulmamı istediğinde bunun önemini anladım. O’nu bulamadım belki ama O’na gidecek kanalları öğrendim. Birand’ın yaptırmaya çalıştığı şey oydu zaten. Öcalan’ın yakalanma- sıyla ilgili hazırladığım haberi de hiç unutmuyorum. Sonra Abdullah Öcalan yakalandığında İtalya’ya giden ilk ekip arasındaydım. Ben o zaman Star Haber’de çalışıyorum. Bir kameraman arkadaşımla birlikte İngiliz pasaportumu göstererek içeri girdim. Televizyonda ilk kez, diğer habercilerin arasında İngilizce de bir röportaj yaptık o zaman. Röportajı montajlayıp benim sunumumla hazırladık. Fakat ekranda, onların çoğu ve benim anonslarım kesilerek yayınlandı. Bu da acı bir deneyimdi. Ama haber tutkunu bu durum bir nebze bile azaltmadı.
Siz sezonu ne zaman kapattınız?
Ben sezonu hiç kapatmadım. Söyle söyleyeyim, çünkü bu dönem sezon kapatılacak bir dönem değildi. Hatta Sina Koloğlu bu konuda bir yazı yazmıştı biz habercileri karşılaştırmıştı. Cüneyt ve Fatih tatilde ama Cem niye ekran- da diye. Sağ olsun bu konudaki duyarlılığımı fark edip de yazdığı için çok teşekkür de ettim kendisine ama bu da bir tercih. Bakın kimseyi eleştirmiyorum yanlış anlaşılmasın şirket kanallarından ama ben gitseydim iyi hissetmeyecektim kendimi. Çünkü normal şartlarda benim 1 ay belki 1 buçuk ay hatta 2 ay çalışmama, haber sunmama hakkım var. Ama içim el vermedi açıkçası. Bir 15 gün gittim geldim. Onu da hani kızımla biraz vakit geçirmek istediğim için.
Ekranda rahat ve özgür müsünüz?
Eğer bir kanalda çalışmayı kabul ediyorsanız başta oranın ilkelerini de kabul ediyorsunuz. Bu kadar basittir. Bir Amerikan firmasında çalışırsınız; şirket size bir kurallar manzumesi sunar. Onu kabul edersiniz, çalışırsınız kabul etmezseniz çalışmazsınız. Ama böyle bir kurallar manzumesi bize sunuldu diye söylemiyorum bunu. Onu zaten bilirsiniz siz, kanalın fikri nedir ne değildir. Nereden bakar meseleye, nasıl bakar ama onun içinde küçük oynamalar yapmak kendi fikrinizle de ekrandan lanse etmek konusunda belli boşluklar ve esneklikler vardır zaten.
Ses tonu ve düzgün Türkçe’siyle haberin en karizmatik hali: Cem Öğretir‘
Bu dönem ATV haberde değişiklikler ve yenilikler var mı?
Bizde böyle bir değişiklik genelde ekran değişikliğiyle olur. Ekipte de değişiklik yok. Ses, müzik, tasarım.. Her şeyimiz aynı çünkü hani markalaşma surecinde bazı şeylerde ısrar etmekte fayda var. Çok fazla oynamamayı tercih ederiz biz. Küçük değişikliklerle yürür bizde. Tamamıyla değişmesi haber merkezinin değişmesiyle olur.
Diğer ana haberleri izliyor musunuz?
Hep açıktır karşımda. Hep izlerim.
Haberde profesyonelleşiyor muyuz?
Henüz değil. Bizde anchormanlik kurumu daha oturmuş kurum değil aslına bakarsanız. Yani biz neye anchorman diyoruz, ben onu da anlamış değilim. Ben o yüzden haberci denmesini tercih ediyorum. Yurt dışında haberci dediğiniz adam olay yerine bir tırla geliyor. Aramızdaki farkı anlatacağım. Oturuyor, makyözü makyajını yapıyor, asistanları var en az 4 ya da 5 kişi. Biri ayakkabısını parlatıyor. Metnini veriyor, biri prompterını yazıyor. Son halini kontrol ediyor. Bu arada kişisel asistanı yemeğini getiriyor. Eğer konuşmak isterseniz kişisel asistanından randevu alıyorsunuz. Böyle bir ekiple çalışıyor. Amerika’da BM binası önünde haber yapacaktık. Yabancı anchormanlar tırla gelirken. ben size bizim ekibi anlatayım. Yönetmen arkadaşımızla İhlas Haber Ajansı’ndan kiraladığımız araç ve benim satın aldığım masa vardı. Ben bizzat gittim satın aldım. Onu kendim New York sokaklarında taşıdım, getirdim, koydum. Aramızdaki fark bu. Bizim ekibimiz kaç kişi 2. Onların ekibi en az 20 kişi. Diyeceksiniz ki bu pastadan pay alma ile doğru orantılıdır. Mesala bizde 7 milyar dolarlık pay vardır, onlarda 327 milyar dolarlıktır. Ama yapılanmamız da farklı. Ben Soma’da çok eğimli bir alanda haber yaptım ve arkadaşlarım beni bacağımdan iple ağaca bağladılar. Ve ben 1 saat, 1 buçuk saat boyunca öyle bir alanda yayın yaptım, masayı da tutarak. Hem masayı tuttum, hem konuştum ki oraya gelişim habere 15 dakika kalaydı. En iyi görüntüyü yakalamak için, kendi hayatınızı riske atıyorsunuz. Beni ertesi gün gidip kablolarla bağlamıştık ilk etapta. Ertesi gün gidip kendi paramla halat satın aldım. Onu da ben aldım. Aramızdaki fark bu. Onlar profesyonelleşirken biz hala teknik ayrıntılarda takılıp kalıyoruz.
Dış görünüşünüzle ilgili kıyafet konusunda kimden fikir alıyorsunuz?
Hiç kimseden fikir almıyorum. Eşim de çok fazla karışmaz. Yani genel olarak iyi bir zevkim olduğunu söylerler. Sarar benim sponsorum yıllardır öyle.

Haber dışında neler yapıyorsunuz?
Game of Thrones en sevdiğim yabancı dizidir. Tam benim karakterimi yansıtan bir dizi. Ben heavy metal dinlerim aslında. Çalmaya çalışırım, rock kökenli bir müzik algım var. Alanları birbirine karıştırmayı çok sevmiyorum.
Cem öğretir bir kitap yazacak mı?
Başladım bir kitap yazmaya, iletişim üzerine, beden dili ve diksiyon üzerine bir kitap. 50 sayfa oldu. Çok geniş kapsamlı bir şey yapmayı da düşünmüyorum. Bir uygulama da gelecek. Seminerlerim zaten devam ediyor. Bu yıl her hafta sonu bir yerdeyim.
Siz gençlerle en fazla iletişim içinde olan anchormanlerden bir tanesisiniz, gençliği nasıl buluyorsunuz?
Bir kere enerjilerini doğru kullanmayı bilmiyorlar. Çok fazla gelecek kaygıları var ve o gelecek kaygısı ne yazık ki parayı endeksli bir gelecek kaygısı. Dolayısıyla işi yapmaktan çok parayı kazanma endeksli bir hayat tarzı güttükleri için soru sormak veya onun key ni çıkarmak, hayatı yaşamak gibi bir dertleri yok. Sadece bir an önce meslek edinip para kazanmak gibi bir dertleri var. O getiriyor bu durumu da. Ben hayatımı böyle istediğim gibi yaşıyorum diyenler aslında kazananlar olacak. Diğerleri sadece para kazananlar ve hayatlarını o uğurda heba edenler olacak. Bizim kuşağımızda da bu böyleydi.
Son sözleriniz alalım
Marka olacağım diye yola çıkan hiç kimse marka olamaz bence. Kendinizi bir proje olarak tasarlarsanız o zaman olmuyor. İnanç olması lazım. Markanıza inanırsanız belki olur. Bu röportajdan sonra ben bir marka mıyım diye soracağım.(Eylül 2015, The Brand Age)